İş hayatında insanı yoran her zaman işin kendisi değildir. Bazen bir sonuca ulaşmadan tamamlanan uzun toplantılar, bazen içinde yer almadığımız hâlde sonuçlarını yönetmek zorunda kaldığımız kararlar, bazen de anlatmaya çalıştığımız hâlde karşılık bulmayan düşünceler enerjimizi asıl sorumluluklarımızdan daha fazla tüketebilir.
Yöneticilik yaptığım yıllar boyunca şunu gördüm: İnsan çoğu zaman yaşanan olaydan çok, o olayı zihninde taşımaya devam ettiği için yoruluyor.
Toplantı bitiyor, insanlar odadan çıkıyor ve gün sona eriyor. Ancak yapılan konuşmalar zihnimizde devam edebiliyor:
“Bu karar neden böyle alındı?”
“Bu toplantıya gerçekten ihtiyaç var mıydı?”
“Neden karar sürecinde görüşümüz alınmadı?”
“Şimdi ortaya çıkan sonucu nasıl yöneteceğiz?”
Bu soruların her biri haklı gerekçelere dayanabilir. Ancak bir konuda haklı olmak, o konunun ağırlığını günlerce taşımamız gerektiği anlamına gelmez.
Kariyerimin farklı dönemlerinde ben de bazı günlerin sonunda zihinsel olarak tükendiğimi hissettim. Zamanla her kararın içinde olamayacağımı, her süreci değiştiremeyeceğimi, her toplantıyı verimli hâle getiremeyeceğimi ve karşılaştığım her yanlışı aynı gün düzeltemeyeceğimi öğrendim.
Yöneticiliğin zor taraflarından biri de tam olarak budur: Kontrolünüz dışında gelişen konuların, kontrolünüz altındaki alanları tüketmesine izin vermemek.
Bu ayrımı yapmak her zaman kolay değildir. Özellikle sorumluluk duygusu yüksek kişiler, doğrudan kendi görev alanlarında bulunmayan meseleleri bile zihinsel olarak sahiplenebilir. Çözülmesi gereken bir sorun varsa düşünmek, değerlendirmek ve sorumluluk almak gerekir. Ancak bir problemi çözmeye çalışmakla onu günler boyunca zihinde taşımak aynı şey değildir.
Bence güçlü bir zihniyet, yaşanan hiçbir olaydan etkilenmemek anlamına gelmez. Üzülmemek, öfkelenmemek veya hayal kırıklığı yaşamamak da değildir. İnsan olmanın doğal bir sonucu olarak bütün bu duyguları yaşarız.
Asıl güç, yaşananları inkâr etmek yerine onları doğru yere koyabilmektir.
Bazı konular somut bir çözüm gerektirir. Bazıları açık ve dürüst bir konuşmayla ele alınmalıdır. Bazılarında geri bildirim vermek veya bir süreci değiştirmek gerekir. Bazı konuların ise yalnızca kabul edilip geride bırakılması gerekir.
Olgunluk, bunların arasındaki farkı görebilmektir.
Çünkü her konuya aynı duygusal ağırlığı verdiğimizde, gerçekten önemli meseleler için enerjimiz kalmaz. Öncelikleri belirlemek yalnızca iş planlarını sıralamak değildir; hangi konunun zihnimizde ne kadar yer kaplayacağına karar vermek de bir öncelik yönetimidir.
Yeni bir gün başladığında, bir önceki gün yaşanan rahatsızlıkları bugünün kararlarına taşımak oldukça kolaydır. İnsan bunun farkına varmadan daha sabırsız davranabilir, ekibine daha kısa cevaplar verebilir, yeni bir fikre karşı mesafeli olabilir veya dün yaşadığı bir hayal kırıklığını bugün karşısındaki kişiye yansıtabilir.
Bu nedenle zihinsel olarak yenilenebilmek yalnızca kişisel bir beceri değildir. Aynı zamanda önemli bir liderlik sorumluluğudur.
Çünkü bir liderin ruh hâli, çoğu zaman organizasyona kendisinin tahmin ettiğinden daha hızlı yayılır. Liderin gerginliği ekibin iletişimine, karamsarlığı alınan kararlara, sabırsızlığı ise çalışma ortamına yansıyabilir. Aynı şekilde sakinliği, açıklığı ve çözüm odaklı yaklaşımı da ekipte güven duygusunu güçlendirebilir.
Bir liderin her sabah kusursuz, enerjik veya bütün sorunlardan arınmış olması beklenemez. Ancak yeni güne, bir önceki günün duygularını yöneterek başlayabilme sorumluluğu vardır.
Bunun için zaman zaman kendimize üç temel soru sormamız gerektiğine inanıyorum:
“Bu konuda neyi değiştirebilirim?”
“Neyi etkileyebilirim?”
“Neyi artık geride bırakmam gerekiyor?”
Değiştirebileceğimiz konular için harekete geçmeliyiz. Etkileyebileceğimiz alanlarda doğru kişilerle açık bir iletişim kurmalı, düşüncemizi anlatmalı ve çözüm için sorumluluk almalıyız. Kontrolümüz dışında kalan meselelerin ise zihnimizi sınırsız biçimde meşgul etmesine izin vermemeliyiz.
Çünkü liderlik, karşılaşılan her sorunla aynı şekilde mücadele etmek değildir. Hangi konunun kararlılık, hangisinin sabır, hangisinin açık iletişim, hangisinin ise mesafe gerektirdiğini anlayabilmektir.
Bazen bir gecelik mesafe, saatler süren bir değerlendirmeden daha fazla netlik sağlayabilir. Ertesi sabah aynı konuya baktığınızda, bir gün önce çok büyük görünen bir meselenin aslında o kadar belirleyici olmadığını fark edebilirsiniz. Bazen de duygular sakinleştiğinde, gerçekten ele alınması gereken noktayı daha açık görebilirsiniz.
Bu nedenle bir konuyu geride bırakmak, onu önemsememek veya sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez. Tam tersine, meseleyi duygusal yükünden ayırarak gerçek ağırlığıyla değerlendirebilmektir.
Yıllar içinde her günün kazanımlarla tamamlanmadığını öğrendim. Her toplantı anlamlı bir sonuca ulaşmayabilir. Her karar istediğimiz yönde alınmayabilir. Her düşünce, dile getirildiği anda karşılık bulmayabilir. Bazen çok emek verdiğimiz bir konu beklediğimiz etkiyi yaratmayabilir.
Ancak bütün bunlara rağmen yeni bir gün başlar.
Yeni kararların alınması, yeni sorunların çözülmesi ve yeni fırsatların değerlendirilmesi gerekir. İnsanlar bizden yön, açıklık ve güven beklemeye devam eder. Dünün hayal kırıklıklarını bugünün imkânlarının önüne koyduğumuzda ise artık karşılaştığımız olayları değil, o olayların üzerimizde bıraktığı izleri yönetmeye başlarız.
Bir süre sonra insanı asıl yoran da iş yükünden çok bu zihinsel yük olur.
Güçlü bir zihniyet, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Yaşananlardan etkilendiğimiz hâlde neyi düzelteceğimizi, hangi deneyimden ders çıkaracağımızı ve hangi konuyu geride bırakacağımızı bilebilmektir.
Çünkü her sabah yalnızca yeni bir gün başlamaz. Aynı zamanda lidere, dünün ağırlığını bugünün kararlarına taşımadan yeniden başlama fırsatı verir.
