Bir yöneticinin başarısını görevde olduğu dönemde görmek kolaydır. Rakamlar vardır, tamamlanan projeler vardır, alınan kararlar ve ulaşılan hedefler vardır. Bunların hepsi önemlidir. Ama yöneticilikte asıl değerlendirme bazen çok daha sonra yapılır.
Bir süre sonra dönüp baktığınızda şu daha görünür hâle gelir: Siz oradayken işlerin yürümesi mi sağlandı, yoksa sizden bağımsız olarak da yürüyebilecek bir yapı mı oluştu?
Bu ikisi aynı şey değil.
Bazı yöneticiler çok güçlü bir kişisel tempo yaratır. Her konuyu bilir, her toplantıya girer, kritik kararların çoğunda bulunur. Böyle bir yapı kısa vadede oldukça etkili de olabilir. Fakat zamanla bütün bilgi ve karar mekanizması birkaç kişinin etrafında toplanıyorsa, organizasyonun kendi kapasitesinin gelişmesi zorlaşır.
Ben yöneticiliğin önemli taraflarından birinin, insanın kendisine duyulan ihtiyacı sürekli artırmak değil, zaman içerisinde azaltabilmek olduğunu düşünüyorum.
Bu ilk bakışta biraz ters gelebilir. Sonuçta sorumluluk sizdeyse sürecin merkezinde olmanız beklenir. Fakat iyi çalışan bir ekipte yöneticinin her ayrıntıya yetişmesi gerekmez. İnsanlar kendi alanlarını bilir, karar verebilir, gerektiğinde birbirleriyle çözüm üretebilir. Yönetici ise her işin sahibi olmak yerine yönü, öncelikleri ve çerçeveyi belirler.
Böyle bir yapı kendiliğinden oluşmuyor.
İnsanlara yalnızca görev vermek yetmiyor. Neyi neden yaptıklarını bilmeleri, karar verebilecekleri alanın sınırlarını görmeleri ve hata yapmadan hiçbir şey öğrenilemeyeceğini hissetmeleri gerekiyor. Bunun yanında bilginin kişilerde kalmaması, yöntemlerin aktarılması ve işlerin “bunu sadece o biliyor” noktasına gelmemesi de önemli.
Kurumsal hayatta en kırılgan yapılardan biri, çok iyi çalışan ama birkaç kişinin varlığına fazlasıyla bağımlı olan yapılardır. Her şey yolunda giderken bunu fark etmek kolay değildir. Bir görev değişikliği olduğunda, ekip büyüdüğünde veya sorumluluklar el değiştirdiğinde sistemin gerçekten ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkar.
Bu nedenle yöneticilikte yalnızca bugünün sonucuna bakmak bana eksik geliyor.
İyi bir yöneticinin arkasında, işi yalnızca sürdüren değil geliştirebilen insanlar kalmalı. Alınmış kararların yanı sıra karar almayı bilen bir ekip kalmalı. Yazılmış prosedürlerin yanında neden öyle çalışıldığını bilen bir kurumsal hafıza oluşmalı.
Sonuçta yöneticiler değişiyor. Görevler değişiyor. Organizasyonlar yeni ihtiyaçlara göre yeniden şekilleniyor. Bu iş hayatının olağan tarafı.
Fakat bazı katkılar görev süresinden daha uzun yaşayabiliyor.
Birine zamanında verilen sorumluluk, yıllar sonra onun yönetim biçiminde karşınıza çıkabiliyor. Kurulan sade bir sistem, onu kimin başlattığı unutulduktan sonra bile çalışmaya devam edebiliyor. Bir ekipte yerleşen doğru bir alışkanlık, yeni gelen insanlara da aktarılabiliyor.
Sanırım yöneticiliğin kalıcı tarafı biraz burada.
Bir gün geriye dönüp baktığımızda yalnızca hangi sonuçları aldığımızı değil, bizden sonra da işe yarayan ne bıraktığımızı görebilmek.
