Bu sabah gökyüzünde göç eden büyük bir kuş sürüsü gördüm. Aslında iki ayrı gruptular ve oldukça kalabalıklardı. Ancak dikkatimi çeken sayıları değil, uçuşlarındaki uyumdu.
Onlarca kuş aynı yöne doğru ilerliyor; zaman zaman yön değiştiriyor, birbirlerine yaklaşıyor, sonra yeniden uzaklaşıyordu. Bütün bunlar olurken sürünün düzeni bozulmuyor, dışarıdan bakıldığında sanki tek bir yapı hareket ediyormuş gibi görünüyordu.
Bir süre izleyince aklıma iş hayatı ve spor takımları geldi. Çünkü iyi bir takım olmakla gerçekten senkronize bir takım olmak arasında önemli bir fark olduğunu düşünüyorum.
Bir organizasyonda herkes kurallara uyabilir, toplantılar zamanında yapılabilir, prosedürler eksiksiz uygulanabilir. İnsanlar görevlerini yerine getirebilir ve belirlenen hedefler doğrultusunda disiplinle çalışabilir. Bütün bunlar elbette önemli. Ancak güçlü bir takım oluşturmak için tek başına yeterli olduklarını düşünmüyorum.
Disiplin, insanların kendi sorumluluklarını doğru şekilde yerine getirmesini sağlar. Senkronizasyon ise yapılan işlerin doğru zamanda ve doğru noktada birbiriyle buluşmasını mümkün kılar. Bence güçlü takımlarla yalnızca iyi çalışan ekipler arasındaki temel farklardan biri burada ortaya çıkıyor.
Şirketlerde bunun örneklerini sıkça görüyoruz. Satış kendi hedeflerine ulaşmak için çalışırken üretim farklı önceliklere odaklanabiliyor. Finans başka bir takvimle ilerlerken Ar-Ge kendi projelerini yürütüyor, kalite ise kendi sorumluluk alanındaki süreçleri yönetiyor. Her bölüm görevini doğru yapabilir, hatta kendi alanında oldukça başarılı sonuçlar da elde edebilir. Buna rağmen organizasyonun bütünü istenen sonucu alamayabilir.
Çünkü bazen sorun performanstan çok, bu performansların birbirleriyle ne kadar uyumlu olduğudur. Bir bölüm hızlanırken diğer bölüm buna hazır değilse, bir tarafın başarısı başka bir taraf için yeni bir sorun yaratabilir. Bu nedenle takım olmayı yalnızca herkesin çok çalışması olarak görmüyorum. Asıl mesele, insanların ve fonksiyonların doğru zamanda, ortak bir yön doğrultusunda ve birbirlerinin ihtiyaçlarını anlayarak hareket edebilmesi.
Spor takımlarında da durum çok farklı değil. En yetenekli oyuncuları aynı takımda bir araya getirmek her zaman en iyi sonucu getirmiyor. Bireysel yetenek önemli olsa da takımın ritmini hissetmek başka bir beceri gerektiriyor. İyi bir oyuncu yalnızca top kendisindeyken ne yapacağını bilmez; takım arkadaşının nerede olacağını öngörür, ne zaman hızlanması, ne zaman beklemesi ve ne zaman başkasına alan açması gerektiğini de bilir.
Organizasyonlarda da benzer bir durum olduğunu düşünüyorum. Bazen en iyi sonucu, bireysel olarak en güçlü insanların bulunduğu ekiplerden çok, birbirinin gücünü tamamlayabilen ekipler alıyor. Bunun için iletişim önemli, ancak tek başına yeterli değil. Gün içinde onlarca e-posta gönderebilir, uzun toplantılar yapabilir ve sürekli bilgi paylaşabiliriz. Buna rağmen birbirimizden kopuk hareket ediyor olabiliriz.
Gerçek senkronizasyon için ortak yönün ve önceliklerin net olması gerekiyor. İnsanların yalnızca kendi sorumluluklarını bilmeleri değil, yaptıkları işin organizasyonun geri kalanını nasıl etkilediğini de anlamaları önemli. Üstelik iyi bir takımda herkesin her zaman öne çıkması da gerekmiyor. Bazen sorumluluk almak, bazen destek vermek, bazen de bir başkasının hareket alanını genişletmek gerekiyor. Takımın ritmi biraz da buradan doğuyor.
Gökyüzündeki kuşları izlerken liderlik açısından da benzer bir şey düşündüm. Dışarıdan baktığınızda onlarca ayrı hareket görmüyorsunuz; birlikte hareket eden bir bütün görüyorsunuz. İyi organizasyonlarda da zaman içinde böyle bir yapı oluşması gerektiğine inanıyorum.
Liderliğin sorumluluğu yalnızca kuralları belirlemek, hedefleri dağıtmak ve sonuçları kontrol etmekle sınırlı kalmamalı. Lider aynı zamanda organizasyonun ortak ritmini oluşturabilmeli; insanların birbirini anlamasını, önceliklerin ortaklaşmasını ve bir bölümde yaşanan değişimin diğer bölümler tarafından zamanında görülmesini sağlamalı.
Çünkü iş dünyasında koşullar sürekli değişiyor. Planlar, müşteri beklentileri, pazar şartları ve öncelikler zaman içinde farklılaşabiliyor. Böyle bir ortamda güçlü bir takımın özelliği, belirlenen plana ne olursa olsun bağlı kalmak değil; değişimi zamanında fark ederek yeni yöne birlikte dönebilmektir.
Bu sabah o kuş sürüsünü izlerken aklımda kalan düşünce de buydu. Disiplin, yetenek ve çok çalışmak güçlü bir takım için önemli. Ancak bunları ortak bir performansa dönüştüren asıl unsur, insanların birbirinin ritmini anlayabilmesi ve kendi hareketini bütüne göre ayarlayabilmesi.
Çünkü güçlü takımlar yalnızca aynı hedefe bakmaz. Koşullar değiştiğinde birbirlerinden kopmadan yön değiştirebilirler.
Bence bir ekibi gerçek anlamda takım yapan da tam olarak bu uyumdur.
